Giresun, Görele, Daylı Köyü - Özlemin Bittiği Yerdesiniz... Anasayfa    |    İletişim
Daylı Köyü
Anasayfa | Haber Ara | Chat | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Z.Defteri | Sitene Ekle |

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

DÖVİZ

  Döviz Alış Satış
  Dolar 9.1993 9.2159
  Euro 8.0330 8.0861

HAVA DURUMU

Anne Baba Olabilmek

Okunma  Yazar : Seyit Cındık
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 1796
Tarih  Tarih : 29 Haziran 2010, 19:15

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Merhaba arkadaşlar.
Bu kez,Sevgili dostum,arkadaşım,Uzm.Dr.İsmail Adnan SUSMUŞ'un "Anne -baba 'larımızın ilişkilerimizdeki rolu" ile ilgili çok güzel bir makalesini sizlerle paylaşıyorum.Lütfen sonuna kadar özümseyerek okumanızı tavsiye ederim.
Saygılarımla .
Seyit CINDIK
16/04/2010


Sevgili aradaşlar merhaba,

Yaşam koçu Füsun Paşa'nın anne- baba ilişkileri ile ilgili yazısıyla , kuşaklar arası bir ruhsal enerji olan iç dünyamızın kendini iyileştirme ve daha gelişkin kılmasiyla ilgili bireysel görüşlerimi de ilave ederek biraraya getirdim...
hazırladığım yazıyı sizlerle paylaşıyorum,
beğensekte, beğenmesekte, eleştirsekte yargılasakta hepimiz yüzde elli annemiz, yüzde elli babamızız...
Yüce yaratıcımızın masalında bu böyle...
ben anneme benzeyen bir kadını hayatıma çekerim, sen babana benziyen bir erkeği hayatına çekersin ...
bu konuda farkındalık olmadığı sürece bu bir ömür boyu sürebilir....
evrenin çekim yasasında bu böyle...
bunu farkedebilmem için önce kendi cinsimi tanımam gerek, kendi cinsimi tanıdığımda karşı cinsimi de tanırım, tanıyor olurum...
evet, her yerdeki ve içimizdeki yüce yaratıcımıza ulaşabilmemizin birinci kuralı bu galiba...
önce kendimizi kabul ediyor, sonrasında ise, her şey şaşılacak şekilde bu kabulle değişiyor...


Anne baba olmak, anne ve babalarımızın bizim ilişkilerimizdeki rolü,...
İlişkilerde bir sorun yaşıyorsanız, lütfen dönün, önce anne-babanıza, onların evliliklerine, sevgiyi alış-veriş biçimlerine, yaşamlaarına bakınız...Bir kağıt kalem alın ve yazmaya başlayın...
Önce annenizi tanımlayın, sizin gördüğünüz özellikler olsun bunlar...çaresiz, fedakar, otoriter, güçlü, güvensiz, ağlayan, aldatılan, hasta, v.s
Sonra babanızı tanımlayın, çok güçlü, cimri, bonkör, başarılı, öfkeli, kızgın, sinirli, sevgisini göstermeyen, alkolik, aldatan, itici,vs
Anne ve babanıza baktığınızda ne görüyorsanız dürüst ve net bir şekilde yazın, bu onları sevmiyorsunuz anlamına gelmiyor...iyi- kötü ne görüyorsanız her şeyi yazın...
Şimdi, anne ve babanızın evliliklerini tanımlayın...İletişimsiz, kavga eden, güç çatışması içinde yaşıyan, mutsuz, mutlu, anlayışlı, annemin borusunun öttüğü, şiddet dolu, vs...
Bütün bunları alt alta yazın, sonra da kendi ilişkilerinize bakın bakalım ne göreceksiniz...Annem-babam gibi olmayacağım derken acaba birlikte olduğunuz insanlar ve siz, ayni onlar gibi olmuş olabilirmisiniz?
ilişkiniz benzerlikler gösteriyor mu? burada dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de örneğin baba şiddet gösteren bir babaysa sizin hayatınızda fiziksel şiddet olmasa bile duygusal şiddet olabilir...alkolikse bağımlı olarak düşünün siz veya partneriniz neye bağımlı? ruhsallıkta madde bağımlılığı neyse duygularımızın bağımlılığı da aynidir...esas bağımlılığı sonradan çarpıttığımız duygularımıza karşı geliştirdiğimizi farketmeyiz...sonra bu çarpık düşüncelerimizden beslenmeye başlarız, bunu farketmeyiz ama, doktorumun yeşil reçeteli ilacından da ödüm patlar, dostlar açıklıyorum size bu da, yukardaki de bağımlılıktır...
İnsan ruhunun yasaları böyle...
ayrıca burada her zaman hatırlanması gereken bir şey daha var, bağımlılık yapan yeşil reçeteli ilaçlar ayni zamanda bütün bağımlılıkları da tedavi eder...
demek istiyorum ki bağımlılık içeriğine göre değişmez, bağımlılık bağımlılıktır...
Anneniz evliliğinde güvensiz ve aciz olabilir, belki bu sizde de ayni olabilir..ama sizin güvensiz ve acizliğiniz başka bir taraftadır, bireysel sorumlulukta, özgüveninizdeki bir eksikliğinizi farketmiyorsunuzdur...
değerlilik ve yeterlilikte bir sorun var olabilir...
kimin parçalarıyız?
anne-babalarımızın, bizlerde onların bir kopyasıyız...
Anne ve babalarımızı red edip yargılayarak, onları suçlayarak, ne düzgün bir ilişki kurabilir, ne de istediğimiz gibi bir anne-baba olabiliriz...
içinizden, peki ne yapmalıyız? dediğinizi duyar gibiyim...
Burada yapılması gereken, annemiz ve babamızda gördüğümüz tüm parçalarımızı kabul etmek...Aslında buna, bugüne kadar bana beni gösteren kabul etmediğim tüm parçalarımı kabul etmek. diyebilirsiniz...annemde gördüğüm otoriter parçami, güvensiz parçamı, kontrolcu parçami, erkek enerjili parçalarımı, v.s kabul ediyorum...
annemi annem olarak tüm deneyimleriyle yaşamış olduğu gibi sevgiyle kabul ediyorum...Annem, benim için bilebildiğnin ve yapabildiğinin en iyisini yaptı ve rolünü en güzel şekilde oynadı, dediğinizde gerçekten tam olarak onu anladığınızda, onun bakış açısından kendi masalınıza baktığınızda sizdeki bu parçalar da iyileşmeye başlıyor olacak...
O zaman tüm parçalarınızı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi kabul edip yaşamaya başlıyor olacaksınız...
...bu ne demek biliyormusunuz, hem kendimi hem annemi-babamı bağışlıyorum demek...
daha da ötesi var, biraz daha geriden bakıp olanı yeniden çerçevelediğimde annemin-babamın parçalarını kendi parçalarım olarak çocuklarımda da görüyor olabilirim...
bu ise, bana üç nesil için yaptığım bir iyileştirme ve benim insanlığa olan adanmışlığımı hissettirir...
insana adanmışlığın geri bildirimi ise sana gelen muhteşem bir ödüldür, bunu sen hissettiğinde o da kendini kucaklamanın, kendini sevilebilir kılabilmenin ta kendisi olur...
bu diğer bir deyişle de "seni seviyorum", demek olur...
O benim annem, annemde gördüğüm kadın parçama eş, anne olan parçamı sevgiyle kabul ediyorum ve kalbimde anneme sevgiyle yer veriyorum, annem olduğu içi teşekkür ediyorum...diye bir çalışma yapın ve içinizden ne geliyorsa onu söyleyin...
Ayni şeyi şimdi babanız için yapın...daha sonra anne-babanızın evlilikleri için yapın...onların evliliğinde ne görüyorsanız sevgi ve saygıyla kabul edin, deneyimlerine ve yaşanmışlıklarına saygı duyun...
ikisi arasında oynanan bu oyunda çocuklar, yargılamayı bırakın, yorum yapma hakkımız bile yok...Biz kaç yaşında olursak olalım, daima onların çocuğuyuz, onlar da bizim annemiz ve babamız...
Yargılamada ve suçlamalarda onları, yani bizi yaratan parçalarımızı red ediyor oluruz.... kısacası kendimizi reddederiz...kendimizi reddettiğimiz anlar hem farkındasızlık anlarımız olur, hem de kendimizi ezdiğimiz anlar... işte, bu reddettiğimiz anlarla kendimizi ezdiğimiz anlar başımıza panik atak ve depresyon yani psikosomatik hastalık olarak geri döner...

peki. burada bize gelen geri bildirim yüce yaratıcımızın sopası olarak kabul edilebilir mi?

bu sopa tanrının sopası olursa o zaman başımıza geleni dert mi, derman mı olarak kabul etmeliyiz?
acaba, tıpkı kanserimizi biz yaratıyorsak psikoz'larımızı da biz yaratıyormuyuz, ne dersiniz?
Anne babamızla ilgili her suçlama, yargılama, akıl verme, beğenmeme gib, duygularımız olduğunda onlara "ben senden üstünüm", ya da "seninle eşitim" diye bağırmış gibi oluruz. o zaman onların çocuğu olmaktan çıkar, ya annemizin, ya da babamızın yerine geçeriz...
biz de ait olduğumuz yerimizi bırakmış oluruz, evet ,onların çocuğu olma yerini bırakmış oluruz...
Bütün bu farkındalıksızlık oluşurken nasıl mutlu bir evlilik, ya da bir ilişki nasıl kurabiliriz ki..

evet, böylece anne, baba, kadın, eş, karı, koca, sevgili, kardeş her şeyi yargılamış olmuyormuyuz?
Aile soyağacımızı yaparsak bunu daha iyi anlarız...hemen kendinizi bir kağıda yazın isminizin üstüne gelecek şekilde anne ve babanızı yanyana yerleştirin...onlara kızıp her yargıladığımızda onlardan bize gelen yaşam ve sevgi akışı bozulur...
Anne sevgi, baba yaşam kaynağıdır.aynen bizlerin de olduğu gibi...kadın olduğumuz için sevgi, erkek olduğumuz için yaşamın kaynağını temsil ediyoruz. herkesin ait olduğu yerde olması gerekiyor...çocuk,anne-baba...onlarında üstlerinde kendi anne ve babaları var...
İşte, herkes olduğu yerde olursa yaşanan deneyimlere saygı duyulursa ve herkes olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi kabul edilirse ilişkilerimiz de muhteşem olur..
.psikoterapik alış-veriş'te, yapılan araştırmalarda yukarıdaki anlatılan örnekleri çok yaşıyoruz... anneleri gibi kadınlar, babaları gibi erkekler bulan ve kendi aileleri gibi ilişkiler yaşayan insanlar...
her insanın istediği gibi anne babalarımızda, bizlerde sadece anlaşılmak. sadece olduğumuz gibi kabul edilmek, sevilmek ve onaylanmak istiyor yargılanmak, suçlanmak istemiyoruz...
eğer yargılanmak ve suçlanmak istemiyorsak, beden dilimizden suçlamaları, yargılayıcılığı ve haklı çıkma alışkanlığımızı çıkartmamız gerekiyor...Beni her kesin yargıladığını farkedersem bu kendiminde ötekini yargılamaktan vazgeçinceye kadar bunun devam edeceğini de farkederim...
beden dilimi değiştirdiğimde ötekinin de yargılayıcı beden dilinin değiştiğini öğrendim, öğrteniyorum...
ötekini değiştiremem, ancak, ben kendimi değiştirdiğimde öteki de değişir...
yaşamımızdaki davranışlarımızın diğerini değiştirmek üzerine kurulu olduğunu ne zaman farkedeceğiz?
Aile soy ağacınızı yaparsanız bunu daha çok iyi anlarsınız...hadi şimdi yapın bunu kendinizi yazın bir kağıt üzerine, anne-babanızı yanyana yerleştirin...işte, her kızdığınızda, ya da söylendiğinizde onların katına çıkarız, bu defa onlardan bize gelen sevgi ve yaşam akışı
bozulur...
anne sevgi, baba yaşam kaynağımızdır...tıpkı bizlerin de olduğu gibi...biz de kendi ailemiz için kadın olduğumuz da sevgi, erkek olduğumuz da da yaşamın kaynağını temsil ederiz...
yüce yaratıcımızın masalında, evrensel masalımızda herkesin ait olduğu yerde olması gerekiyor...çocuk, anne ve baba...
evrensel vicdan, ruhsallığımız her şeyi eşitlemek ister...yaptığımız hem iyi, hem kötü şeyler kuşaklar arasındaki çatışmalarda yaşanmış hakedilmemişlikler, yenmiş ve içilmişlikler kolektif vicdan tarafından daha sonraki kuşaklara eşitlenmek üzere dağıtılır...
evet, bu dedemin veya büyükbabamın işlediği insani suçun ödenmemiş bedelinin faturası bana kesilir, demek olur...
tanrının masalında bu suç yerde kalmıyor, bunu o aileden birisi ödüyor...ama bunun kimin tarafından ödeneceğine kollektif vicdan karar veriyor...
ben farkındalıklarımı yaşayan biriysem , zaten bunu da doğal olarak deneyimlemiş oluyorum...
bunlarında üstlerinde kendi anne ve babaları var...
işte herkes, ancak olduğu gibi kabul edildiğinde, hepimiz olması gereken yerde oluruz..
yaşam deneyimlerimize saygı duyarsak, birbirimizi değiştirmeye çalışmadan kabul edersek giderek ilişkilerimizde daha çok şiddetsiz, güzel olmaya başlıyor olur..
bu aile ağacımızdaki bütün geçmiş kuşaklarımızda da hissedilir...
geçmiş kuşaktaki sevdiklerimiz yaşamda olmasalar bile, bizim ruhsallığımızdaki bu gelişmeleri onların ruhsal varlıkları da hissediyor olur...
bana gelen birçok danışmanımla bu sorunları paylaştığımız örneklar yaşanıyor..
Anneleri gibi kadınlar, babaları gibi gibi erkekler bulan ve kendi aileleri gibi ilişkiler yaşıyan insanlar...
Anne-baba ilişkilerinde bakılması gereken diğer bir nokta ise...
Anne veya babalar çocuklara farkında olmadan bazı görevler verir, tabiki bunu bilinçli olarak yapmazlar...anne ve babasından duygusal destek alamayan baba kocalık görevini oğluna verir, baba karısından istediği gibi duygusal destek alamıyorsa anne eş görevini kızına verebilir...anneler ve oğulları, babalar ve kızları, diye bir ilişki başlıyor olur...
çocuklar annelerini babaları tarafından tam olarak korunmayan, sahip çıkılmayan, ezilen, terk edilen biri olarak görürse otomatik olarak babanın görevlerini üstüne alıyor olur...
anne zaten bu görevi çocuğa vermiştir...Esasta o ailenin bir babası vardır, çocuk babasının yerine geçerse ait olduğu yerde yine olamaz...evet, o artık babasının görevini gerçekleştiriyordur...çocuk olmayı bırakmıştır...
anneler bilinçsizce yapmış oldukları bu davranışla aslında oğullarına bilmeden zarar verirler...erkek çocuklar babalarının yapmadığını annelerine vermek isterler... baba anneyi gezdirmiyorsa erkek çocuk anneyi gezdirir, onun sevgi özlemini giderir, onun ihtiyaçlarını gideriyor olur...Canı kadar sevdiği kadın, annesi, babası tarafından ezilmektedir ve sahip çıkılması gerekmektedir...baba böylece istenmeme sevilmeme, kabul edilmeme duygularıyla duygusal olarak aileden dışlanır..
.kadın tüm ihtiyaçlarını oğluyla karşılıyor olur...baba rolüne geçen çocukla baba arasında da çatışmalar başlar...
evin babası bir defa yerini kaptırmıştır...bunları lütfen her zaman hatırlayalım bunlar bilinç altı süreçlerimizin kontrolu altında yapılan şeylerdir...burada bilinçli farkındalık alanlarımızın dışındayızdır...
zaten, bunları danışanlarla konuştuğumuzda karşı tarafa bunu asla kabul ettiremediğinizi de görüyoruz...
bir zaman sonra oğlunuzun hayatına bir kadın giriyor...anne sevgiyi paylaşmak zorunda kalacaktır ve bu onun hoşuna da gitmeyecektir...bazen gelin-kaynana çatışmaları denen olaylar yaşanır, bazen oğlunun hayatındaki hiç bir kadını beyenmeyip laf eden anne oğlunun kız arkadaşıyla, ya da eşiyle paylaştığı her anı için laf edebilir olduğunu farketmez...
hatta, bu o kadar ileri gidebilirr ki, oğlunun eşiyle yaşadığı cinsel hayatına ipotek bile koyabilir...
Anne bu yaşadıklarını kişiselleştirerek kendini arkadaşını, eşini, dostunu ve de her şeyini kaybetmiş olarak görmeye başlıyacaktır...
kadın kocasından çektiklerini şimdi de oğlundan çekiyordur...bu erkekle ilişki yaşayan kadın için durum hiç te kolay değildir...
Bilmeden yapılan bu alış-verişte erkek, yani oğul annesinin kocası rolünü oynadığı için hayatındaki kadınla tam olarak var olamaz...onunla olduğunda anneye karşı suçluluk duyar annesine koştuğunda karısına karşı suçluluk duyacak hem annesi-hem karısı arasında mekik dokuyacak, ikisine de asla yaranamayacaktır... bir ona, bir ona derken şimdiyi kaçırdığını da farketmeyerek aslında bir türlü "kendisi olamayacak"...
peki, bu ne demek?
ama, farkettiği an da kendisi olacak, anneler, babalar, kardeşler, koca, karısı ve de çocuklar herkes yerli yerini bulacak...
Annemizin masalından çıkamayıp yüce yaratıcımızın masalında olamamak veya evrensel masalımıza geçişte gecikmek...
Bütün bunları iyileştirmenin yolu anne ve babanın aralarında her ne olursa olsun ayrılmış dahi olsalar, birbirlerini sevgi ve saygıyla kabul ederek aslında birbirlerine armağan olan çocuklarından dolayı birbirlerine teşekkür etmeli, yaşamları boyunca müşterek varlıkları nedeniyle birbirlerine saygı göstermeli ve de birbirlerinin yollarından sevgiyle çekilerek birbirlerinin yolunu açtıklarını hem davranışlarıyla hem de beden dilleryle önce kendilerine sonra birbirlerine dair söylediklerini kendi derin anlamlı varlıklarına sunmalıdırlar...
nihayet ait oldukları yerlerine geçerek varolmaya başlarlar...
bu kendimi ve karşı cinsi de ayni anda bağışlamakla ayni anlama gelir...
böylece eski karı-koca birbirlerini de serbest bırakarak, kendi içsel varlıklarının önünü açar, ruhsal realite de de özgürlüklerini tüm evrene ilan etmiş olurlar...
Çocuklarımız ise, anne-babalarına sevgi ve saygı göstermeli, onların yaşamlarına müdahale etmeden ailelerinin deneyimlerini sevgiyle kabul ederek ait oldukları yerde çocuk olarak yer almalıdır...
Erkek çocuklar soy ağacında annelerine sevgi ve saygı duyarak babalarının altında durmalı ve erkekler dünyasına ait olmalıdır...
Kız çocukları, babalarına sevgi ve saygı duyarak, soy ağacında annelerinin altında durarak kadınlar dünyasına ait olması gerekiyor..
Yoksa anne tarafında kalan bir erkek kendisini kadınlar dünyasında sanır ve bunu kendine ispat etmek için çok eşli ilişkiler yaşamaya başlar...
Sevgili anneler ve babalar çocuklarınızın arkadaşı değilsiniz, onların annesi ve babasısınız... arkadaş gibi konuşabilir, güzel, dürüst ve açık olarak iletişim kurabilirsiniz...
önceliğiniz anne ve baba olmanızda, onlarında kaç yaşında olursa olsunlar çocuk olması gerekiyor...
siz her zaman büyük olacaksınız onlar küçük...
işte o zaman aileniz içinde her şey akışta ve güzel olacak...Herkesin kendine ait bir hayatı olduğunu kabul etmelisiniz...
Çocuklarınızın deneyimlerine saygı göstermeli onlara çocuk olma hakkını her zaman vermelisiniz...
eşinizle ilgili sorunlar sizin çözmeniz gerekenlerdir...
çocuklara duygusal ensest yaşatarak "kocanızı veya karınızı kötüleyerek" tarafınıza lütfen çekmeyin...izin verin onlara yaşamlarını sizin çocuğunuz olarak sürdürsünler...
onlar kendi kocanız, eşiniz, arkadaşınız, karınız ve sevgiliniz değil... onlar sadece çocuğunuz...
Anne ve babasını olduğu gibi kabul eden onların evliliğine ve deneyimlerine saygı duyan, anne ve babasıyla arasını iyileştiren ne olursa olsun anne ve babası olduğu için bu kişilere teşekkür eden ve önlerinde saygıyla eğilen, kendini o ailenin çocuğu olma hakkını gören kişiler kendi özel ilişkilerini de mükemmel hale getireceklerdir...
Başkasına, ailenize nasıl davranıyorsanız hem eşiniz, hem çocuklarınız tarafından size de öyle davranılacak...lütfen bunu her zaman hatırlayın...
iyi bir anne ve baba olmak, harika bir aile kurmak, aşk ve sevgi dolu bir ilişki yaşamak istiyorsak kendi ailemizden başlayarak onları sımsıcak sevgiyle saralım, olur mu?

daima sevgi olun, sevgi ve saygı dolu ilişki içinde birbirinizi özgür bırakın ve de sevginin ta kendisi olun...


Norolog.Uzman Dr.İsmail Adnan SUSMUŞ.

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

DUYURU

YENİ YIL01 Ocak 2014

ANKET

Dernek Çalışmalarımızı Nasıl Buluyorsunuz?





Tüm Anketler

TAKVİM

SAYAÇ

ÖNEMLİ LİNKLER

SAYAÇ

daylikoyu.org.tr © 2007 - 2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Köşe yazılarından yazarları, yorumlardan yorumu yazan şahıslar sorumludur. Daylikoyu.Org.Tr sorumlu tutulamaz.
Web: www.daylikoyu.org.tr | E-Mail: info@daylikoyu.org.tr
Altyapı: Mydesign | Tasarım: