Giresun, Görele, Daylı Köyü - Özlemin Bittiği Yerdesiniz... Anasayfa    |    İletişim
Daylı Köyü
Anasayfa | Haber Ara | Chat | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Z.Defteri | Sitene Ekle |

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

DÖVİZ

  Döviz Alış Satış
  Dolar 9.1993 9.2159
  Euro 8.0330 8.0861

HAVA DURUMU

Aynı Çatı Altında

Okunma  Yazar : Seyit Cındık
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 1902
Tarih  Tarih : 29 Haziran 2010, 19:15

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Evlenme, adı üstünde olduğu gibi, çiftlerin aynı çatı altında bir arada yaşamasıdır. Aile olma adına yapılır, çiftler amatör duygulardan arınmıştır, 'ruh ikizliği', 'elektrik' ya da 'burç' söylemleri bitmelidir.
Karı-koca aynı evde yaşamalıdır; ayrı evlerde ancak flört edilir. Flört ederek evlilik götürülemez, sorumlulukların olduğu yerde duygular dahi planlanarak yaşanmalıdır. Bu yüzden insan mesleğini bile severek değil, sorumluluk duyguları ile yapmalıdır. Ancak meslek ya da eş severek seçilmelidir. Aile olmak için çocuk şart değildir. Fakat çocuk eve katıldığında yaşam planları ister istemez daha farklı yapılır.

SEVMEKTE ZORLANIRLAR
Evliliğe karar veren kişilerde belirli kişilik özellikleri olmalıdır: Paylaşmayı sevmeli, hediye vermeyi bilmeli, empati kurabilmeli, yükümlülüklerini başkaları adına da yerine getirebilmelidir. En önemlisi de narsist (kendini beğenmiş) olmamalıdır.
Tek başına yaşamayı seçen insanların başkalarını sevmekte zorluklar çektiğini tıbbi pratiğimizde görüyoruz. Bu insanlar alışkanlıklarını ve kendilerini her şeyden fazla severler. Flört etmeye vardırlar ama paylaşmaya asla! Lafta sevgiyi dillerinden düşürmedikleri halde, gerçekten sevmeyi başaramayıp yalnızlıklarını allayıp pullayıp çevreye överek anlatırlar.
İyi günde kötü günde beraber olma, aynı çatının altında yaşamakla anlam kazanır. Onun için 'aynı yastıkta kocamak' diye bir dilek dilenir. Eşlerin kazançlarını aynı zarf içinde tutmaları bu nedenle önemlidir. Takım olma ruhu ilkokuldan itibaren çocuklara ileride aile olmaları için kazandırılmaya çalışılır. Aile üretimdir, kazançtır, dimdik ayakta durmaktır, neşedir, ahlaktır, toplumun ta kendisidir.

PAYLAŞMAKSA, PAYLAŞIN
Yaş günü, sevgililer günü, yılbaşı, bayramlar ticari günler gibi yorumlansa da aslında hepimizin sınandığı günlerdir. Karşınızdakine bir şeyler verebilmek sizi yüceltir, hayata anlam katar. Sadece nasihat vererek yaşayanlar özel yaşantılarında bencillikleri ile baş başa yaşayanlardır.
İntihar eğilimi, depresyon, alkol ve madde bağımlılığı yalnız yaşayanlarda çok sık rastlanılan durumlardır. Ülkemizin ekonomik koşulları karıkocanın, bir evi dahi idare etmesini zorlaştırırken çifte evlerde evliliği savunmak oportunizmdir. Sevmek, vermek ve paylaşmaksa bunun gereğini yapalım. Yapamıyorsak sevme engelli olduğumuzu ya kabul edelim ya da tedavi olalım.

BEBEK EVE DALINCA

Yeni evli çiftler hemen bebek yapma düşüncesinde olmamalarına rağmen yakın çevre baskısı, kazalar! erken hamilelikleri getirmektedir.
Hamilelik dokuz aylık oldukça zor bir süreç olmakla birlikte kadını psikolojik açıdan en güçlü gördüğümüz zaman dilimidir de aslında. Kadın için karnındaki bebeği her şeyidir, hormonlardaki değişiklikler kadını her türlü travmaya karşı korur.
Doğumla birlikte yeni evlilerin tüm yaşamı değişir. Kadına düşen yük çok ağırdır. Anne, şaşkın, yorgun ve farklı hisler içindedir. Bu bebeğe nasıl bakacaktır, acaba sütü yetecek midir, ölmeden bu bebeği büyütecek, hastalıklardan koruyup, sağlıklı olgunlaşmasını sağlayacak mıdır?
Bu durumda eşinden haklı beklentiler içindedir, onun da bu sürece katılmasını, ona yardım etmesini, anlayışlı, koruyucu ve kollayıcı davranmasını beklemektedir.
Evin içi komşu akınındadır, kayınvalideler, anneler hepsi bir ağızdan kendi tecrübelerini aktarmakta, akıl öğretmekte, yeni anneyi belki bilmeden, istemeden yaralamaktadır. Evde ısı yükselir, bebek üşütülmemeli, annenin sütü arttırılmalı, varsa yardımcılar eğitilmelidir. Kesif bir süt, sabun ve anne kokusu eve hakimdir,genç baba bu duruma uyum sağlamaya çalışır, baba içinde zor bir dönem başlar, yapısı gereği sıkılabilir, evden kaçmanın yollarını arayabilir. Çalışmak, çalışmak, çalışmak, kocanın bu dönem arttırdığı tempo göz kamaştırıcıdır!
Yeni anne eşinin kendisinden uzaklaştığını hisseder, kendisini ya da eşini yargılamaya başlar. Genç anne kilosuna, değişmiş beden ölçülerine üzülür, bir yandan bebeği için yemesi, içmesi gerekmekte diğer yandan da bir an önce eski görüntüsüne dönmeye çalışmaktadır. Bu dönem karı – koca arasında sıklıkla kıskançlıklara, şüphelenmelere neden olur.
Kadın kayınvalidesi ya da annesi ile 24 saat sıcak bir evde terler dökerek bebeğini büyütmeye çalışmaktadır, 3 saatte bir uyanan bebek bazen dinmek bilmeyen ağlama nöbetleri ile annesini de ağlatmakta ve anne akşam saatlerinde gelen kocasından anlayış beklemektedir.
Anne bu bebeği eşi içinde doğurmuştur, eşinin gözlerinde bunu hissetmek ister, bu bebek için 15-20 kg almış, bedenini zorlamış, çalışma hayatını durdurmuş, kariyerini ertelemiş, kendisini eve hapsetmiş, tamamen bebeğine endekslediği güncel hayatı ile kendisine boş vermiştir.
Koca eve gelir, evde belki kayınvalidesinin ya da annesinin mevcudiyeti onu rahatsız edecektir, evde olup bitenlerin kendisine anlatılması hiç de çekici değildir, bir an önce sabah olmasını, işine gitmeyi ister. Bu aslında bebeği sevmediği ya da baba olmaktan rahatsız olduğu için değil, olup bitene uyum sağlamakta çektiği güçlük, anlayamadığı duygular sebebiyledir. Eşi ile arası hiç iyi değildir, üstelik cinsel yaşantıları da ciddi bir engelle karşı karşıyadır. Kocasını seven, ondan ilgisini esirgemeyen kadın tüm enerjisini yeni doğan bebeğine yönlendirmiştir.
Günler akar gider, yeni kurulan ailenin iç dinamikleri birçok etkenle sarsılmaktadır, rutin yaşamları değişmiştir, sinema – televizyon, yemek keyifleri ertelenir.
Kadın artık eşi tarafından beğenilmediğini düşünüp, bebeğine bağlanır, anne – babanın arası açıldıkça açılır, hatta baba başka odalarda uyuya kalır, anne 4-5 günde bir değiştirdiği gecelik ile kocasının sinirine gitmekte, koca da sıktığı sabah parfümleri ile yeni anneyi küplere bindirmektedir.
Bu dönem maalesef boşanmaları da beraberinde getirmekte, oysa kadın bu bebeği ailenin mutluluğu adına dokuz ay acı çekerek eşine hediye etmiştir, hissettiklerinin kocası tarafından algılanamadığını düşündükçe üzülmekte, boşanmayı bile aklına getirmektedir.
Kadının en hassas olduğu bu dönem doğum sonu depresyonları ya da akıl hastalıklarını da beraberinde getirebilir.
Koca, karısına yabancılaşabilir, onu anne ya da bebeğinin sahibi bir kadın olarak görerek ilgisini değiştirebilir. Kaynanalar ya da kayınpederler mevcut düzeni gerip, aile içinde çatışmaların oluşmasına neden olabilir.
Oysa o bebek, 2-3 yıl sonra tüm ailenin hayata bakışını, evliliğin değerinin değiştirip inanılmaz güzel şeyler katacaktır. Bebek ile geçen ilk 4 yıl evliliğin en çetin dönemidir. Karı – koca bu sürecin zorluğunu önceden bilmeli ve evliliğe zarar vermeden atlatmak için planlarını yapmalıdır.
Bebeğin ilk 4 yıl zaman kavramı yoktur, anne yada baba bebeği ile 24 saat geçirmek zorunda da değildir. Amaç birlikte geçirilecek sürenin “kalitesindedir”. Anne – baba oflayarak zaman geçirdiğinde olan evliliğe olacak, tükenmişlik içindeki karı – koca birbirini suçlayacak, ev içi gerilimi artıracaktır. Bebeğin bir an önce büyümesini hedeflemek yerine o sürecin keyfine varmak asıl hedef olmalıdır.
ÇALIŞAN KADIN
Son yıllardaki toplum değişimlerinden en çok aile kavramı etkilenmiştir. Eskiden yüzyıllar ile ölçülen farklar, sonraları nesillere, şimdi ise kuşaklara inmiş durumdadır. Eski değerler yerlerini yeni değerlere bırakırken büyük aile yerini hızla çekirdek aileye bırakmıştır.
Evlilikler azalmış, evli çiftler çocuk yapmaktan kaçınmaya başlamıştır. Çekirdek ailenin de altında, çocuksuz aile, ayrı anne-baba veya evlilik dışı çocuk gibi yeni aile biçimleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Hem çocuk, hem de kariyer yapmak durumundaki, yani ev işleri ve çocuk bakımının getirdiği yüklerin üzerine bir de çalışma hayatının getirdiği yükler ile başa çıkmak zorunda kalan kadınlarda, ev kadınlarına göre psikolojik belirtilerin daha fazla olması beklenebilir. Ancak ülkemizde ve değişik ülkelerde yapılan araştırmalar bunun tam tersini göstermektedir. Çalışmayan kadınlarda depresif belirtiler ve psikolojik stres daha fazladır. Yine çalışan evli kadınlarda; evlilik uyumunun ev kadınlarından daha iyi olduğu gözlenmektedir. Ev kadını aldığı yükü çevresine anlatmakta güçlük çekmekte, para kazanan eşe karşı, yaptıklarını pazarlayamamaktadır. Ruh sağlığını belki de en çok etkileyen de bu durum olmakta, yükü hafife alınan kadın daha kolay çökkünlüğe uğramaktadır. Eşinin çalışmasını istemeyen koca, aslında eşine hiç de iyilik yapmamakta, onu ev içinde alınacak birçok karardan uzak tutmakta, kendisine bağımlı kılmakta, adeta depresyonunu ağırlaştırmaktadır. İnsanın işlevselliğinin azalması, kendini işe yarar görmemesi bunaltı bozukluklarını, gelecek ile ilgili endişelerini artıracaktır.
Para kazanan, gündemin içinde yer alan, her konuda söyleyecek sözleri bulunan kadının kendine olan özgüveni ve beğenisi etkilenmeyeceğinden kaygıları da elbette daha az olacaktır.
Kadının hastanede, büroda, fabrikada, mecliste, mahkemede, direksiyonda hatta kışlada varlığı ortamı son derece olumlu etkileyecek, çevreye çeki düzen verdirecektir.
Nasıl ki spor yapmak bedenimizi sağlıklı ve zinde tutmak için bir ihtiyaçsa, çalışmak da ruhumuzu sağlıklı tutmak için bir gerekliliktir. Unutmayalım, ülkemiz dünyada yerini modern ve çağdaş bir ülke olarak kadını ve erkeği ile beraber alacaktır.
26/03/2010 Seyit CINDIK Not:Yazı,alıntılardan derlenmiştir.
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

DUYURU

YENİ YIL01 Ocak 2014

ANKET

Dernek Çalışmalarımızı Nasıl Buluyorsunuz?





Tüm Anketler

TAKVİM

SAYAÇ

ÖNEMLİ LİNKLER

SAYAÇ

daylikoyu.org.tr © 2007 - 2012 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz.
Köşe yazılarından yazarları, yorumlardan yorumu yazan şahıslar sorumludur. Daylikoyu.Org.Tr sorumlu tutulamaz.
Web: www.daylikoyu.org.tr | E-Mail: info@daylikoyu.org.tr
Altyapı: Mydesign | Tasarım: